İş Kazası Tazminatında Zamanaşımı: Süre Ne Zaman Başlar?

İş kazasında işverenin işçiyi koruma ve güvenli çalışma koşullarını sağlama yükümlülüğüne aykırılığından doğan tazminat taleplerinde genel zamanaşımı süresi on yıldır. Ancak sürenin hangi tarihte başladığı yalnız kazanın tarihine bakılarak her dosyada aynı şekilde belirlenemez. Zararın ne zaman kesin olarak öğrenildiği, maluliyet incelemesi ve daha önce açılan davalar birlikte değerlendirilmelidir.[1][2]

Bu yazı, özellikle yaralanan işçinin işverene karşı maddi ve manevi tazminat taleplerindeki süre sorununa odaklanır. SGK işlemleri, ceza dosyası ve üçüncü kişilere yöneltilecek talepler bakımından süreler ayrıca değerlendirilmelidir. Sürecin bütünü için İş Kazası Bilgi Merkezi rehberini inceleyebilirsiniz.

İş kazası tazminatında on yıllık süre neyi ifade eder?

İşverenin borcu yalnızca ücret ödemek değildir; işçinin sağlığını ve güvenliğini korumak da iş ilişkisinden doğan yükümlülüğüdür. TBK m. 417, gerekli önlemlerin alınmasını ve araç gereçlerin eksiksiz bulundurulmasını ister. Bu yükümlülüğe aykırılık nedeniyle oluşan bedensel zararların tazmininde sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanır. Buradaki ifade, güvenlik önlemlerinin mutlaka ayrıca imzalanmış bir sözleşme maddesinde yazması gerektiği anlamına gelmez; koruma yükümlülüğü kanundan da doğar. TBK m. 146’daki genel süre on yıldır; m. 149 ise başlangıcı alacağın muaccel olmasına, yani istenebilir hâle gelmesine bağlar. İş kazasında bu başlangıcın belirlenmesinde zararın niteliği ve öğrenilmesi önem taşır.[1][2]

Zamanaşımı, borcun kendiliğinden ortadan kalkması değildir. TBK m. 161’e göre ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınamaz. Bununla birlikte davalının böyle bir savunma yapmayacağı düşüncesiyle başvuruyu geciktirmek, süre sorununun çözümü değildir.[1]

Kazanın üzerinden on yıl geçtiyse dava hakkı mutlaka kaybolur mu?

Sadece takvim farkı yeterli değildir. Başlangıcın ne olduğu ve sürenin durduğu ya da kesildiği işlemler araştırılmalıdır. Özellikle kalıcı bedensel zararda, maluliyetin kesin olarak belirlenme tarihi sonuca etkili olabilir.[1][2]

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2025 tarihli, 2018/467 E., 2025/810 K. sayılı kararında, 2000 yılında iş kazası geçiren motor tamircisinin sol gözündeki kayba ilişkin dava incelendi. İşçi 2005’te maddi tazminat istemiş; 2013’te talebini artırmış ve manevi tazminat talebinde bulunmuştu. Kurul çoğunluğu, sürekli iş göremezlik oranının 2011 tarihli SGK raporuyla yüzde 39 olarak ve kontrol muayenesi gerekmeksizin belirlenmesini esas aldı. Oran zaman içinde değişmemiş olsa da zararın kesin olarak belli olduğu tarih gözetildiğinde taleplerin zamanaşımına uğradığının kabul edilemeyeceğini belirtti.[2]

Kurul, bu yönden direnme kararını uygun bulup diğer temyiz itirazları için dosyayı 10. Hukuk Dairesine gönderdi. Böylece uyuşmazlığın tamamı hakkında nihai bir tazminat onaması yapmadı. Karar, maluliyetin ne zaman kesinleştiğinin süre incelemesindeki önemini gösteriyor.[2]

Maluliyet raporu geç alınmışsa başlangıç nasıl değerlendirilir?

Yeni tarihli bir rapor alınması, sürenin her durumda o rapor tarihinde başlayacağı anlamına gelmez. İlk tıbbi kayıt, tedavi süreci, kontrol kaydı ve farklı kurulların değerlendirmeleri birlikte okunmalıdır. Sağlık incelemesinin usulü ve raporlara itiraz süreci, maluliyet raporu ve oranına itiraz konulu makalemizde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.[3]

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2025 tarihli, 2024/665 E., 2025/836 K. sayılı kararında, Çorlu’da görülen iş kazası davalarından sonra bakiye maddi tazminat ve bakıcı gideri için açılan dava ele alındı. Kaza 2006’da meydana gelmiş; SGK 2010’da yüzde 100 oranını belirlemiş, itirazlar üzerine alınan Adli Tıp raporları da dosyaya girmişti. Kurul, zararın belirlenmesi ve maluliyet oranının netleşmesine ilişkin kayıtları değerlendirerek 2019’da açılan davanın zamanaşımına uğradığının söylenemeyeceğine karar verdi.[3]

Bu dosyanın iki ayrı sonucu vardı: Zamanaşımı yönünden direnme uygun bulundu; bakıcı ihtiyacı ve buna bağlı hesap incelemesi yönünden ise eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verildi. Çorlu’daki bu örnekte olduğu gibi, süre engelinin aşılması bütün tazminat kalemlerinin otomatik kabulünü sağlamaz.[3]

Sonradan artan maluliyet ile farklı rapor alınması aynı şey mi?

Gelişen zarar, kazanın bedensel sonuçlarının nitelik veya kapsam olarak sonradan değişmesiyle ilgilidir. Yalnız hesap raporunun geç hazırlanması bu değişimi göstermez. Buna karşılık zararın kesin öğrenilmesi ayrıca değerlendirilir; oran değişmemiş olsa bile kesin belirlenme tarihinin önem taşıdığı kararlar vardır. Bu iki inceleme birbirinin yerine kullanılmamalıdır.[3][2]

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.02.2024 tarihli, 2020/8516 E., 2024/1856 K. sayılı kararında, 2003 yılındaki kazada parmaklarını kaybeden işçinin 2016’da açtığı dava incelendi. İlk derece ve istinaf, gelişen durum bulunmadığından süreyi olaydan başlatmıştı. Daire ise SGK’nın sürekli iş göremezlik oranını ilk kez 2010’da yüzde 13 olarak belirlemesini ve zararın bu tarihte belli olmasını dikkate aldı; zamanaşımı nedeniyle ret kararını bozdu.[4]

Bu nedenle dosyada yalnız “maluliyet arttı” iddiası bulunması yeterli değildir. Önceki ve sonraki oranların dayandığı tıbbi bulgular, kazayla bağlantı ve zararın hangi tarihte kesin olarak belirlenebildiği açıklanmalıdır.[3][4]

Maluliyet oranı ayrı bir davada kesinleşmişse ne olur?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.05.2024 tarihli, 2020/603 E., 2024/224 K. sayılı kararında, kükürt çuvalının düşmesiyle bacağı kırılan işçinin maluliyeti farklı raporlarda farklı oranlarda belirlenmişti. Bunun üzerine açılan tespit davasında yüzde 19,2 oranı kabul edildi; karar 2016’da kesinleşti. Kurul çoğunluğu, bedensel zararın niteliği ve unsurlarının bu kesinleşmeyle öğrenildiğini kabul ederek 2013’te ıslahla artırılan maddi tazminatın zamanaşımına uğradığı görüşünü benimsemedi. Direnmeyi uygun bulup diğer itirazlar için dosyayı Özel Daireye gönderdi.[5]

Bu dosyada raporlar arasındaki uyuşmazlığın tespit davasıyla çözülmesi, zararın öğrenilme tarihinin belirlenmesinde etkili oldu. Talep artırımı bakımından ise kararın verildiği dönemdeki usul hükümleri ile aşağıda açıklanan güncel HMK m. 109/4 düzenlemesi ayrı değerlendirilmelidir.[5]

Dava açılması veya ödeme yapılması süreyi etkiler mi?

TBK m. 154’te dava açılması ve icra takibi gibi başvurular yanında borcun ikrarı, kısmi ifa ve bazı güvence işlemleri de zamanaşımını kesen sebepler arasında sayılır. Kesilmede yeni süre işlemeye başlar; dava ve takip sırasında yapılan işlemler bakımından m. 157 ayrıca uygulanır. Hangi alacak, miktar ve sorumlu yönünden sonuç doğduğu somut belgelerle belirlenmelidir.[1]

İşverene bir talep iletilmesiyle işverenin borcu kabul etmesi aynı değildir. Bir ödeme belgesinde de ödemenin hangi borç için yapıldığı ve ibra ya da anlaşma içerip içermediği incelenmelidir. Bu ayrım için ibraname ve ödeme yazımızdaki açıklamalarla birlikte değerlendirme yapılabilir.[1]

Kısmi davada sonradan artırılan tazminat için 2026’da ne değişti?

31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren düzenleme önemlidir. HMK m. 109/4 uyarınca, alacağın yalnız bir kısmı dava edilmişse aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere talep, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikat sona erinceye kadar artırılabilir. Bu durumda artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.[6][7]

Bu hüküm, bilirkişi hesabından sonra maddi tazminat talebinin artırılması bakımından doğrudan önem taşır. Ancak talep artırımı için öngörülen aşama ve bir defalık kullanım koşulu gözden kaçırılmamalıdır. Dava tarihinde zaten tamamlanmış bir zamanaşımının bu hükümle kendiliğinden ortadan kalktığı söylenemez.[6][1]

Aynı değişiklikle belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m. 107 yürürlükten kaldırıldı. 7589 sayılı Kanun’un geçici m. 1/10 hükmü, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda eski m. 107’nin uygulanmasına devam edilmesini öngörüyor. Bu nedenle eski bir karardaki “ıslah” veya “belirsiz alacak” değerlendirmesi, davanın tarihi ve uygulanacak usul rejimi belirtilmeden yeni dosyaya aktarılmamalıdır.[7][6]

Eski belirsiz alacak dosyasında artırılan miktar nasıl değerlendirildi?

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 05.05.2026 tarihli, 2025/11968 E., 2026/6203 K. sayılı kararında, İstanbul Anadolu 26. İş Mahkemesinde görülen iş kazası davası incelendi. Asıl davada maddi tazminatın bir kısmı, birleşen davada ise kalan kısmı belirsiz alacak davasıyla istenmişti. İstinaf mahkemesi, her iki davanın on yıllık sürede açıldığını ve birleşen belirsiz alacak davasının alacağın tamamı için zamanaşımını kestiğini kabul etti. Yargıtay maddi tazminat yönünden kararı onadı; manevi tazminata ilişkin temyiz dilekçesini ise miktar nedeniyle reddetti.[8]

Bu karar, eski belirsiz alacak rejimindeki somut bir dosyayı gösterir. Manevi tazminatın esastan temyiz incelemesiyle onandığı veya 31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak davalarda mülga m. 107’nin kullanılabileceği anlamına gelmez. Yeni davalarda güncel düzenleme, eski davalarda ise geçiş hükmü dikkate alınır.[8][7]

Ceza dosyası ve SGK başvurusu varken tazminat süresi bekler mi?

Ceza yargılaması ile işverene karşı tazminat davası farklı süreçlerdir. TBK m. 72, cezayı gerektiren fiil için ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı öngörülmüşse bunun tazminat istemine uygulanmasını düzenler. Ancak bundan bütün iş kazalarında aynı sayıda yıl uygulanacağı veya ceza dosyası bitene kadar hiçbir süre işlemeyeceği sonucu çıkarılamaz. Fiil, sorumlu ve talebin hukuki dayanağı belirlenmelidir.[1]

SGK’ya yapılmış başvuru da işverene karşı tazminat istemiyle aynı işlem sayılmamalıdır. Kurum raporları zararın öğrenilme tarihinin belirlenmesinde önemli olabilir; fakat “SGK süreci devam ediyor” açıklaması tek başına süre hesabının yerine geçmez. SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmemesi hâlinde izlenebilecek başvuru yolları, iş kazasının tespiti konulu makalemizde ele alınmaktadır.[1][2][3]

Şirket işverene karşı da ceza zamanaşımı uygulanır mı?

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.07.2025 tarihli, 2025/242 E., 2025/11284 K. sayılı kararında, elektrik çarpmasıyla ölen işçinin yakınlarının sonradan açtığı manevi tazminat davası ele alındı. Mahkeme, ceza zamanaşımını on beş yıl kabul ederek davayı süresinde görmüştü. Daire ise tüzel kişi davalıların ceza soruşturması veya kovuşturmasında suçun faili olamayacağını belirterek bu davalılara uzamış ceza zamanaşımı uygulanmasını hatalı buldu; hükmü bozdu. Ölümlü iş kazasında kural olarak ölümden itibaren on yıllık süreyi esas aldı.[9]

Kararın usule ilişkin bir ayrımı da var: Temyize gelen şirketlerden biri zamanaşımı itirazını istinafta ileri sürmediğinden, istinafta sürdürmediği bu savunmayı temyizde yeniden ileri süremeyeceği belirtildi. Bu nedenle yalnız kazanın suç oluşturup oluşturmadığına değil, davalının kimliğine ve savunmanın yargılamanın hangi aşamasında yapıldığına da bakılmalıdır.[9]

Süre incelemesi için hangi belgeler hazırlanmalı?

Aşağıdaki belgeler, yukarıdaki kararlarda tartışılan başlangıç ve işlem tarihlerini somutlaştırmaya yardımcı olur. İnceleme yalnız son raporla sınırlı tutulmamalıdır.[2][3][1]

  • Kaza tutanağı ve ilk hastane kaydı; ameliyat, tedavi ve kontrol belgeleri.
  • SGK sağlık kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp raporları; bunların tebliğ ve itiraz kayıtları.
  • Önceki davaların dilekçeleri, talep artırımları, kararları ve kesinleşme bilgileri.
  • Ödeme, anlaşma ve borcun kabulüne ilişkin belgeler; varsa icra takip kayıtları.

İş kazası zamanaşımı hakkında sık sorulan sorular

Maluliyet oranım değişmediyse süre mutlaka kaza tarihinden mi başlar?

Her dosyada böyle bir sonuç çıkarılamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2025 tarihli, 2018/467 E., 2025/810 K. sayılı kararı, oran değişmese bile zararın kesin olarak belirlendiği tarihin incelenmesi gerektiğini gösterir. Bu değerlendirme, rapor beklemek amacıyla başvuruyu erteleme önerisi olarak okunmamalıdır.[2]

İşten ayrılmadan dava açılabilir mi; süre ayrılınca mı başlar?

İş kazası tazminatında süre, genel olarak işten ayrılma tarihine bağlanmış değildir. TBK m. 149’daki başlangıç ve somut zararın öğrenilmesi değerlendirilir. TBK m. 153’te ev hizmetlileri için düzenlenen durma sebebi de bütün çalışanlara uygulanacak genel bir kural değildir.[1][2]

Dilekçede fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutmam yeterli mi?

Bu ifade tek başına bütün süre sorunlarını çözmez. Davanın kapsamı, uygulanacak usul hükümleri ve artırma işleminin zamanı incelenmelidir. Güncel HMK m. 109/4, koşullarına uygun olarak aynı davada artırılan kısım için dava tarihinden itibaren kesilme öngörür. Yeni bir dava ile aynı dosyadaki talep artırımı birbirine karıştırılmamalıdır.[6][1]

Kusur raporuna itiraz süresi de on yıl mı?

Hayır; tazminat alacağının zamanaşımı ile yargılama içindeki işlem süreleri farklıdır. Mahkemedeki bilirkişi raporuna itiraz süresinin başlangıcı ve başvuru koşulları, kusur raporuna itiraz konulu makalemizde açıklanmaktadır. Uzun bir tazminat süresinin bulunması, dosyadaki kısa usul sürelerini ortadan kaldırmaz.

Karar kazadan on yıl sonra verilmişse dava zamanaşımına uğramış mı sayılır?

Kararın geç verilmesi tek başına bu sonucu doğurmaz; dava ve talep artırımı tarihleri ile dosyadaki kesilme işlemleri incelenir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 06.05.2026 tarihli, 2025/15084 E., 2026/6367 K. sayılı kararında, Gebze 4. İş Mahkemesinden gelen dosyada 2014 yılındaki kaynak işi sırasında yaralanmaya ilişkin maddi tazminat talebi 2022’de artırılmıştı. İşveren zamanaşımı savunmasını temyizde de sürdürdü. Daire, itirazların istinaf kararında gerekçeleriyle karşılandığını belirterek hükmü onadı.[10][1]

Karar, zamanaşımı itirazına rağmen hükmün onandığı somut bir örnektir; başlangıç gününü bütün dosyalar için belirleyen ayrıntılı bir gerekçe içermez.[10]

Resmî kaynaklar ve emsal kararlar

Yasal Uyarı ve Bilgilendirme

Bu makale, Köksoy Hukuk & Danışmanlık tarafından genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçerik, belirli bir kişi veya uyuşmazlık için verilmiş hukuki görüş ya da danışmanlık niteliğinde değildir; somut dosyanın incelenmesinin ve kişiye özgü hukuki değerlendirmenin yerine geçmez.

Mevzuat ve yargı uygulaması zaman içinde değişebilir. Makalede yer verilen kararlar, ilgili olayın koşulları ve kararın verildiği dönemdeki düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Benzer görünen uyuşmazlıklarda deliller, tarafların hukuki durumu ve usul işlemleri farklı sonuçlara yol açabilir. Açıklamalar ve emsal kararlar, belirli bir sonucun elde edileceğine ilişkin taahhüt veya garanti oluşturmaz.

Bu sayfaya erişilmesi veya içeriğin okunması tek başına avukat–müvekkil ilişkisi kurmaz. Site üzerinden mesaj gönderilmesi, ilgili kuruma veya mahkemeye yapılması gereken başvurunun yerine geçmez. Başvuru, itiraz, dava, zamanaşımı ve hak düşürücü süreler somut olayın özelliklerine göre ayrıca incelenmelidir. Hak kaybı yaşanmaması için süreye bağlı işlemlerde genel açıklamalarla yetinilmemeli; başvuru ve tebliğ kayıtları ile dosya belgeleri üzerinden hukuki yardım alınmalıdır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir